ELMA AĞACI
Küçük bir elma ağacı vardı bir zamanlar…
Yol üstünde çalıların arasından çıkmıştı.
Dalından koparırdı herkes.
Cömertçe verirdi meyvelerini yoldan geçenlere…
Gölge olurdu kavuran sıcaklarda.
Hiçbir şey beklemezdi karşılığında,
Kimileri meyvesini yer geçerdi;
Kimileri dibinde oturur dinlenirdi…
Sonra birden meyve vermez oldu,
Yaprakları döküldü,dalları kurumaya başladı ansızın…
Rüzgara dayanamaz oldu…
Destek bekledi meyvesini yiyenlerden,
İlgi bekledi altında gölgelenenlerden…
Artık dayanamıyordu kökleri.
Yapraklarını,dallarını salladı var gücüyle,
Sesini duyan olmadı…
Bir dalı kırıldı…öbürü…bir tane daha…
Kökleri çıktı topraktan…
Son kez titredi ve yıkıldı…
Ne meyvesini yiyenler,
Ne de gölgesinde serinlenenler…
Hiç bakmadılar o yana doğru…
Elma ağacının zamansız ölümünün;
Kimse anlayamadı sebebini…
Beklide anlamak istemediler…
Tıpkı kendilerinin neden yaşadığını,
Ne için yaşadığını anlayamadıkları gibi…
Öyle ya o bir basit elma ağacıydı…
Ondan bir sürü vardı ortalıkta…
Hem bu ölümün sırrı;
Hem de bu sırrı bilenler;
Sır olarak kaldı asırlardır…
OSMAN ÜSTÜN