|
BERTA TÜRİZME NE KADAR HAZIR

Doğa harikası bir köyümüz ve yaylalarımız var. Bu güzellikleri acaba ne kadar insanlara tanıtabiliyoruz. Köyümüz gerçektende doğasıyla, havasıyla, suyuyla, ormanıyla, yem yeşil bitki örtüsüyle ve yaylasıyla her insana nasip olmayacak kadar güzel.

Eski geleneklerimiz olan, köy, mezra,yayla geleneğini hala günümüze taşıyan ender yerlerden biri. İnsanlar yayla türiz’mi için paralar sayıp kilometrelerce yol katederken, biz burnumuzun dibindeki güzellikleri bir kez olsun görmüyor ve de gitmiyoruz.

Köyümüzde tanıtım kadarda konaklamada çok önemli. Tanıtım tanıtım diyoruz ama gelen insanlarıda ikamet ettirecek bi konumumuz mahalesef yok. Karadenizin bir çok yerine gidin bu sorunla karşılaşmazsınız

Yaylalarını çok güzel türizme açtıkları gibide ikamet etme sorununuda çözmüşlerdir. Köye gezmek için gelen herhangi bir yabancının kalacağı ne bi pansiyon ne de ötel tipi bir yerimiz var. Akpınar diye mükemmel yere sahibiz. Halen oraya yol bile yok.
Başka yerde böyle güzellik olsaydı eğer çoktan orasına yol ve konaklama yeri yapılırdı. Mezralarımız ve yaylalarımız ayrı güzel. Hele Düganala mezrası doğa harikası.

Düganlada her türlü faliyet yapılabilir. Yazın çim kayağından kışınsa karların yağmasıyla kayak türizminden tutta akla ne gelirse bu yerlerde yapabilirsin. Her İlçe köy ve beldenin festivalleri varken her türlü potansiyele sahip olan köyümüzün festivali yok.

Festival içinde Düganala mezrası mükemmel bir yer. Biraz emek ve uğraşla alt yapısı yapıldımı harika bi festival alanı olur. Gerçi yaylalarımızda her yıl YARİDAĞ şenlikleri yapılıyorsada, köyün geneline hitap eden bir festivalın olması gerekir. Yaylalarımızda konaklama yerleri ve misafirhanemiz yok.

Yaridağ şenliklerinde bu sorun ap açık ortaya çıkıyor. Akşamdan şenliğe gelen misafirin kalacak yeri bile yok. Misafirhane olsa eğer en azından orda kalabilr. Bu konuda hemen harekete geşmeli ve yaylalarımızda misafirhane yapımına başlamalıyız. Kısaca bu güzel yerlerin kıymetini bilmek ve de tanıtmak için el birliğiyle çalışmak zorundayız. Çünkü başka bir BERTA daha yok Dünyada.
BU GÜZELLİKLERİ GÖRMÜYORUZ
İSMAİL DALKILIÇIN KARÇAL GEZİSİ VE ANILARI
Yıllardır içimde kanayan yardır Kalçal Dağlarını gezememek. Hemen yanı başımzda, elini uzatsan göğe değecek kadar yüksek olan tepeler çıkmayı düşünmüş bir türlü başaramamıştım. O yüksek zirveleri Hep merak edip durmuşumdur yıllarca.

Her yıl memlekete gelmeme rağmen o güzelim yerlere gezmek, yükseklerden Berta vadisini izlemek kısmet olmadı. Her nedense mutlaka bir aksilik çıkar bir türlü bu geziyi gerçekeştiremezdim. Ama bu sene öyle olmadı abiyim Süleyman Dalkılıç bu sene kaçış yok çıkacağız o zirvelere sana doyumsuz güzellikler yaşatacağım dedi. Bende kararlıydım her ne olursa olsun bu geziyi gerçeleştirmeye.

Kafile başkanımız Süleyman Dalkılıç geziye gelecek olan kişileri topladı Berta nahiyesinde. Gezi esnasında ne gerekeceğini ne tür malzemeler almamız gerektiğini bizlere söyledi, nede olsa tecrübeliydi kendisi. Her yıl en az 3 sefer çıkar ve gezerdi Karçal Dağlarını. Osman Tavşan, Dursun Tosun, Nurettin Aydın, Ben İsmail Dalkılıç ve Kafile başkanı Süleyman Dalkılıçla birlikte çıktık yola kumanyalarımızı alıp nahiyeden. Bindik Osman Tavşan Arkadaşımızın arabasına.

İlk durağımız Düganala mezrası Ormanları oldu. Biraz dinlendikten sonra koyulduk yola çıktık Düganala yaylasına. Akşam yemeğini yedik Hüseyin Dalkılıç’ın yaylasında.

Kaymak, Kuymak, Yoğurdu yiyip enerjiyi depoladıktan sonra gece saat 22:30 da düştük yola

Gece yola çıkmamızın nedeni gündüzleri havanın aşırı sıcak olmasıydı. Kafile başkanı tecrübeli olduğundan gece daha rahat gidilebileceğini söyledi bizlere,bizlerde sen bizim abimizsi sen ne dersen o olur dedik takıldık peşine. Şanslıydık hava çok güzeldi, ay ışığı adeta bizlere ışık tutuyordu. Çok heyecanlıydık yol dik ve tehlikeliydi. Yolun dik olması yorulmamıza neden oluyordu.

İlk molamızı Kobalanın sirtte verip, biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulduk. Çoktandır spor yapmamanın etkisi kendisini gösteriyor, sık sık mola vermeye başlıyorduk.

Kafile başkanı senede birkaç kez çıktığı için yol onu fazla etkilemiyor, tazi gibi çıkıyordu zirveye. Bizlerde kafile başkanına ayak uydurmaya çalışıyorduk.

Sonunda düzlüğe Mağara boğazı dediğimiz yere çıktık. Çok rahatlamıştık ne de olsa bundan sonra bir kaç saat düz yol yuruyacaktık.

Çivintanın düzü o kayalık yerlerden sonra halı gibi geliyordu bize. Yıllar önce ekmek parasi için yola çıkıp fırtınaya yakalanıp küçük oğluyla boğulan ve 1 yıl sonra karların erimesiyle bulunan ZORBEGİN Mezarını ziyaret edip ruhuna fatihalar okuduk. Yolumuz uzadıkça uzuyor bi türlü varamıyoruz hedefimize. Sabaha doğru herkes yorulmuş, bitkin bi halde bakındı yükseklere.
 
Neden bakmasınki Güneş doğunca sıcak iyice bastıracak zirveye çıkmata o kadar zor olacaktı. Korktuğumuz başımıza gelmiş sıca hava etkisini göstermişti bile. Sıcağın etkisiyle her 10 dakkada bir dinlenmeye başladık.
En ilginç olansa Ağustos ayında hala karların dağların zirvelerinde erimden kalmış olmasıydı. Yavaş yavaş yorgunluk kendini göstermeye başlamıştı, adeta burnumuzdan soluyorduk.

Krater göllerini düşündükçe yorgunluğumu unutuyor bir an önce zirveye ve göllere ulaşmanın heyecan kaplıyordu içimi.

Düşünsenize dağların eteğinde irili ufaklı krater göller. Hava okadar sıcaktıki bir an önce göllere ulaşıp soğuk suya aldırmadan dalacaktık gölün içine.

Zor ve yorucu vadileri tımandıktan sonra çıktık güzelim göl kenarına. Daha zirveye çok yol vardı. Güneş iyice kendini göstermeye başladı. Yürüyecek hal kalmadı ama çıkmalıydık yükseklere zirveye.

Sonuda ulaşabildik zorda olsa yükseklere artık tüm Berta vadisi ayağımızın altındaydı. Kanatlarımız olsa uçacaktık Berta semalarında elimizi uzatsak değecekti sanki göklere.

Artık dinleme zamanıydı çünkü çok yol geldik okadar yol geri gidilecekti. Geri dönüş aklıma geldikçe ayaklarımın bağı çözülüyordu. Dönüş dahada zordu çıkıştan.

Çünkü Süleyman Dalkılıç kısa ama tehlikeli kayalardan bizi geri dönderecekti. Aynı yoldan geri dönmek hem uzun hem de yorucuydu. Emir demiri keser zorda olsa indik o kötü kayalıklardan aşağılara doğru.
 Yol bitmek bilmiyor boğazlarımız susuzluktan kuruyordu. Gördüğümüz en ufak bir suyun başına bir birimizi iterek uçuşuyorduk. Her şeye rağmen gezdiğimiz yerler ve gördüğümüz manzaralar çok güzeldi.

Duganala yaylasını yüksekten gördükçe heyecanımız arttı, biran önce bitsin der cesine indik zirvelerden aşağıya. Sonunda bitti güzelim gezi ama bizlerde bitmiştik.
 Çünkü 24 saatır uyku girmemişti gözlerimize. Kafile sağ selamet Yaylaya indi. Biraz dinlenip yemeğimizi yedikten sonra arabamıza atlayıp köyün yolunu tuttuk. Bu güzelim yerleri bu zamana kadar gezmemiş olmanın acısını çıkarmış olduk. Herkese tavsiyem gezip görün bu yerleri. Varmısınız seneye daha çok katılımla bu güzel geziye.

SENEYE TEKRAR BULUŞMAK DİLEĞİYLE
|
Artvin, ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, 3900 metreye kadar yükselen birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, yüksek dağların doruklarında Krater gölleri, Karagülleri, yeşil yaylaları, fauna ve flora zenginliği, tarihi kilise, kale ve kemer köprüleri, geleneksel mimarisi ve festivalleri ile çeşitli turizm değerlerini içinde barındıran otantik bir turizm beldesidir. |
Kaçkar ve Karçal dağlarında yapılan dağ tırmanışları, bölgenin değişik yörelerinde doğal güzellikler içinde bulunan trekking parkurlarında yapılan doğa yürüyüşleri, Çoruh Nehri ve Barhal çayında yapılmakta olan rafting, katamaran ve kano gibi akarsu sporları Artvin'in turizm çeşitliliğini zenginleştirmektedir. 4 ncü Dünya Akarsu Sporları Şampiyonası 1993 yılında Çoruh nehrinde yapılmıştır.Artvin (merkez), Ardanuç, Arhavi, Borçka, Hopa, Murgul, Şavşat, Yusufeli.
Fotoğraflar: Osman Tavşan İsmail Dalkılıç Hazırlayan: İsmail Dalkılıç |
Arkadaşına Gönder [1]
|